Beden Emek Tarih – Diyalektik Bir Feminizm İçin
Gülnur Acar Savran

Gülnur Acar Savran, “yapısalcılık-sonrası” adı altında toplanabilecek yaklaşımların sosyal bilimler ve politika, özel olarak da feminist teori ve politika üzerinde kurduğu hegemonik etkiyle hesaplaşmaya giriyor. Teorik bir içerikle yürüttüğü bu hesaplaşmayı ideolojik ve politik bir zeminde bina ediyor. Kendisininkinden başka sesleri yok sayarak, duymayarak susturan büyüklenmeci bir tavır karşısında, yine de kendi söylediklerine yabancılaşmama direncini göstererek yapıyor bunu. Karşısındaki hegemonik söylemin her tür tartışma zeminini ortadan kaldıran bir öznelciliğe, bilinemezciliğe vardığı noktalarda, bu söylemi deşifre etme, açıklarını ortaya çıkarma yoluna gidiyor.
Kadınların ev emeğinin özgül niteliği, özel/kamusal ikiliğinin melez yapısı, feminist politikanın ayırıcı özelliklerinden birisi olan özel alanın politikasının sınırları ve imkânları kitap boyunca teorik bir irdelemenin konuları olurken, yazar bunlara dair politik bir perspektif de getiriyor. “Kadın-erkek eşitliği mi, kadınların özgül kimliğinin olumlanması mı” tartışmasına da müdahil olan kitap, cinsel yönelimle ilgili biyolojist yaklaşımların ve cinsiyet/toplumsal cinsiyet ikiliğiyle ilgili inşacı teorilerin kimi çıkmazlarını da ortaya koyuyor.
Kitap aynı zamanda yeni bir gelecek tasarımı arayışı için ter döken, eşsiz bir kılavuz…
Bir Kadın İşçinin Gençliği
Adelheid Popp
Çev. Olcay Geridönmez

Adelheid Popp’un anıları yalnızca işçi kadınlar için değil, öğrenci, emekli, kamu emekçisi kadınlar, ev kadınları ve erkek işçiler için de öğretici ve yol göstericidir. Kendisi değiştikçe, çevresindekileri de değiştirebileceğine güvenen bir militanın yapabileceklerinin sınırı yoktur. İnsanları uyandırmak, mücadele saflarına kazanmak ve her adımda daha çok işçi ile birleşebilmek için Popp, nasıl yaşamamız ve savaşmamız gerektiğini gösteren büyük bir örnektir.
Bugüne kadar, beni, yoldaşımızınkinden daha derinden sarsan çok az kitap okumuşumdur! Yoksul bir proleter çocuk olarak yaşadığı ve bir kadın işçi olarak kat be kat, iliğine işlercesine maruz kaldığı sefaleti, yoklukları ve manevi zulümleri yakıcı renklerle anlatıyor. (August Bebel)
Çocukluğundan bu yana kiliseyle olan bütün bağlarını koparıp özgürce düşünmeye başladı. Monarşinin korkusu ve saygısı içinde yetişmesine rağmen Cumhuriyetçi oldu ve tüm yaşamı boyunca süren acı sınavlar ve ıstıraplar, onu, proletaryanın kurtuluşuna adanmış bir savaşçı, bir sosyalist yaptı. (Dimitrov)
Sıfır Noktasındaki Kadın
Neval El Saddavi
Çev. Selma Demiröz

Mısırlı feminist yazar, aktivist ve psikiyatr Neval El Seddavi; Mısırlı kadınlarda nevroz konusunu araştırmaya başlıyor. Bu doğrultuda cezaevinde idama mahkûm edilmiş bir fahişe olan Firdevs ile tanışıyor. Yazar, Firdevs’in hayatını kaleme alıyor ve ortaya böylesine iç burkan biyografik bir roman çıkıyor.
Firdevs’in hikâyesi, aslında evrensel bir hikâye. Kadın olmanın zorluklarıyla hayatın her zamanında ve her alanında karşılaşan Firdevs, nasıl ölüme mahkûm edildiğini anlatıyor. Yoksul bir aileye doğan Firdevs, önce kadın sünnetine maruz bırakılıyor. Çocukluğunu ailesiyle geçiren Firdevs, amca evine yerleşiyor ve yengesinin zorlamasıyla kendinden yaşça büyük bir adamla evlendiriliyor. Burada gördüğü şiddete dayanamayarak kaçmasıyla hayatı bambaşka bir hâle geliyor. Güvendiği kim varsa Firdevs’i hayal kırıklığına uğratıyor. Firdevs; hayattan, insanlardan ve erkeklerden nefret etse de tüm bunlara rağmen güvenebileceği bir insan aramaktan kendini alıkoyamıyor. Sokak hayatıyla tanışan Firdevs, onu zora sokan ahlaksız istekler karşılığında aldığı ücretlerin kendini güçlü hissettirdiğini fark ediyor ve sahip olduğu diploma ile iş bulma ümidi tükenince bedeniyle para kazanma yoluna giriyor. Fahişelik dışında sekreterlik yapıyor ve en önemlisi de âşık oluyor. Firdevs’in hayatla mücadelesi ve onu ölüme mahkûm eden olaylar, sizi derinden etkileyecek. İlk kez 1975’te yayımlanan Sıfır Noktasındaki Kadın günümüzde de güncelliğini koruyor.
