20 Mart 2021’de, bir gece yarısı, Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile İstanbul Sözleşmesi’nin feshedildiği duyuruldu. İstanbul Sözleşmesi’ni tartışmaya açmak dahi kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle mücadelede etkili yasal yol ve yöntemleri ortadan kaldırmak manasına geliyordu. Ancak kadın örgütlerinin yılmaz çabalarına, uluslararası tepkilere, Cumhurbaşkanı kararının iptali ve yürütmenin durdurulması için Danıştay’a açılan çok sayıda davaya rağmen, Danıştay, 2 Ocak 2023’te Sözleşme’den çekilme kararını “hukuken uygun” bularak onayladı.
Bir gecede alınmış gibi görünen bu karar, AKP hükümetinin 2002’de iktidara gelişinden bu yana izlediği, 2015 sonrası ve OHAL koşullarıyla kemikleşen, erkek egemenliğine sırtını yaslamış, aileci ve doğum yanlısı, kadın-erkek eşitliğini reddeden, kadının öncelikli rolünü eş, anne ve bakımveren olarak belirleyen, neoliberal sosyal politikalar ve neomuhafazakar söylemlerinin bir sonucu. Kadınların ve LGBTİ’lerin kazanılmış haklarını, özgürlüklerini ve yaşam haklarını adeta ellerinden almaya kararlı, kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinin önlenmesi ve şiddetsiz bir yaşam için verilen mücadeleye ve yasal düzenlemelere açıkça savaş açmış tepeden inme bu politikaların bir de tabandan yükselen bir karşılığı bulunuyor.
AKP hükümetinin LGBTİ ve kadın hakları karşıtı geleneksel aile modelini tesis etmeye yönelik son girişimi ise Anayasa’da aile tanımı yapmak. Ekim 2022’de, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 41. Maddesinde yer alan, “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır” ifadesinin “muğlak” olduğu gerekçesiyle değiştirileceği maddeye “Aile, kadın ve erkekten oluşur” ifadelerinin ekleneceği duyuruldu. Bu değişikliğin esin kaynağı ise Macaristan’daki Orban hükümetinin 2020’de yaptığı anayasa değişikliği; bu değişiklikle aile tanımı değiştirilerek hemcins çiftlerin evlat edinmesi yasaklanmıştı. Yapılan anayasa değişikliğinde, “Macaristan, bir erkek ve bir kadın arasında gönüllü karar temelinde oluşturulan evlilik kurumunu ve ulusun hayatta kalmasının temeli olan aileyi korur. Aile ilişkisinin temeli evlilik ve ebeveyn-çocuk ilişkisidir. Anne kadın, baba ise erkektir” ifadelerine yer verilmişti.
Bu bağlamda, “aileyi kurtarmak” adına kadın ve LGBTİ haklarına ve toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı, aşırı sağcı ve popülist hükümetlerin ve grupların mobilizasyonunun evrensel bir yönü bulunuyor. İstanbul Sözleşmesi ise bu hükümet ve gruplar için ortak bir hedef.
İki kısımdan oluşan bu yazının bu ilk kısmında, önce İstanbul Sözleşmesi ve önemini hatırlayacağız, sonra Türkiye ve dünyada İstanbul Sözleşmesi’nin başından geçenleri inceleyeceğiz. İkinci kısımda ise Türkiye’deki fesih kararının ardından kadın ve LGBTİ örgütlerinin mücadele ve stratejilerine bakacağız.
Mor Çizgi Podcast’in ilk bölümünde, Türkiye kadın hareketinin uzun yıllardır önde gelen figürlerinden, feminist avukat Hülya Gülbahar ile “İstanbul Sözleşmesi’nin Geçmişi, Bugünü ve Geleceği”ni konuştuk. Onun anlattıklarının bu yazının şekillenmesindeki önemi büyük. Daha fazlası için bölümü dinlemenizi tavsiye ediyorum.
İstanbul Sözleşmesi Nedir? Neden Önemlidir?

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, kısaca İstanbul Sözleşmesi, 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldı. Otuz üç Avrupa Konseyi üyesi ülke ve AB üyesi ülkeler Sözleşme’yi imzaladı ancak 12 ülke Sözleşme’yi imzalasa da henüz onaylamadı. Sözleşme 2014’te yürürlüğe girdi.
İstanbul Sözleşmesi kapsayıcı ve kapsamlı bir yasal düzenleme olmanın yanı sıra emsalsiz özellikler de yaşıyor. Öncelikle Sözleşme, kadına yönelik şiddetle mücadeleyi amaçlayan daha önceki yasal düzenlemelerde rastlanan toplumsal cinsiyet körlüğünü tekrarlamıyor; cinsel, fiziksel ve psikolojik şiddet gibi kadın ve çocuklara yönelik her türlü şiddet türünü çok açık ve net biçimde “toplumsal cinsiyete dayalı şiddet” olarak tanımlıyor ve hepsini suç olarak görüyor. Sözleşme, takip, taciz, zorla evlendirme gibi henüz çoğu ulusal mevzuatta yer almayan şiddet türlerine karşı korumayı da zorunlu kılarken, tüm mağdurların yaş, etnik köken, cinsel yönelim, engellilik hali, göçmenlik durumu ve diğer özelliklerden bağımsız olarak korunmasını şart koşuyor. Yalnız bununla kalmıyor, bu şiddet türleriyle nasıl başa çıkılacağına dair somut önerilerde bulunuyor; cezalandırma ve yasal koşulların yanı sıra ilgili hizmetleri, koruma ve önlemeyi de kapsıyor. Bu bakımdan, Sözleşme’nin dört temel ilkesi bulunuyor: Önleme, koruma, kovuşturma ve eşgüdümlü politikalar. Sözleşme, imzacı ülkelerin tüm kadın ve kız çocuklarına yönelik şiddeti önlemesi, şiddetten kurtulanları koruması ve desteklemesi ve failleri yargılaması bakımından yasal olarak bağlayıcı standartlar getiriyor.
Dünyadaki Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Karşıtı Hareketin Başlıca Hedeflerinden Biri: İstanbul Sözleşmesi
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın 21 Mart 2021 tarihli, “Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden Çekilmesine İlişkin Açıklama”sında, “İstanbul Sözleşmesi ile ilgili ciddi endişeleri olan tek ülke Türkiye değildir. Avrupa Birliği’nin 6 üyesi (Bulgaristan, Macaristan, Çekya, Letonya, Litvanya ve Slovakya) İstanbul Sözleşmesi’ni onaylamamıştır. Polonya da eşcinsel grupların toplumsal cinsiyet hakkındaki fikirlerini tüm topluma empoze etme girişimini gerekçe göstererek sözleşmeden çekilmek için adımlar atmıştır,” ifadeleri bulunuyor. Başka bir deyişle, ne kadın ve LGBTİ hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği ve aileye ilişkin tutum değişikliği ne de kadın ve LGBTİ’lerin hak ve özgürlüklerine karşı muhafazakar tepki Türkiye’ye has. Özellikle 2010’dan bu yana Avrupa’da ve dünyada “geleneksel aileyi korumak” adına kadın ve LGBTİ’lerin kazanılmış hak ve özgürlüklerine karşı yükselen toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtı bir mobilizasyon var.

Polonya Adalet Bakanı Zbigniew Ziobro, Temmuz 2020’de Sözleşme’den çekileceklerini açıkladı ve Başbakan Mateusz Morawiecki de Sözleşme’yi “toplumsal cinsiyet” tanımı nedeniyle gözden geçirilmesi için Anayasa Mahkemesi’ne havale etti. İktidar partisi, Ekim ayında kürtajın yasal dayanaklarını ortadan kaldırırken mecburi parlamento prosedürlerini es geçmek için aynı Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. İktidar partisi Fidesz’in çoğunluğa sahip olduğu Macaristan parlamentosu Mayıs 2020’de Sözleşmesi’nin onaylanmasını reddetti. Macaristan’daki NANE Kadın Hakları Derneği’nden Noa Nogradi, Fidesz hükümetinin, kendileri iktidarda olduğu sürece Sözleşme’yi Macaristan’da yürürlüğe koymayacaklarını açıkça söylediklerini ifade etti. Slovakya parlamentosu da en son Şubat 2020’de Sözleşme’nin onaylanmasını geri çevirdi. Bulgaristan Anayasa Mahkemesi 2018’de Sözleşme’deki “toplumsal cinsiyet” ifadesinin Sözleşme’yi Anayasa’ya aykırı hale getirdiğine hükmetti. Hırvatistan gibi ülkeler ise sağcı grupların ciddi muhalefetine rağmen Sözleşme’yi onayladı. Sözleşmeyi imzalamayan Avrupa Konseyi üyesi iki ülke ise Rusya ile Azerbaycan.
Literatürde, toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı aşırı sağcı, popülist ve otoriter yönetimler altında şekillenen ve yaygın olarak aile ve toplumsal cinsiyet eşitliğini medeniyetin geleceğine yönelik bir tehdit olarak görülen (Şahin, 2020) küresel tepki “toplumsal cinsiyet karşıtı hareket” olarak adlandırılıyor (Kuhar ve Patternotte, 2017; Köttig, Petö ve Bitzan, 2017). İstanbul Sözleşmesi, bu hükümetlerin toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtı saldırıları için ortak bir zemin haline geldi çünkü Sözleşme, “toplumsal cinsiyet” terimini merkeze alan ilk uluslararası anlaşma ve toplumda toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayarak şiddeti önlemeyi amaçlıyor (Resmi Gazete, 2012; akt. Şahin, 2020). Bu hükümetlerin İstanbul Sözleşmesi’ne karşı öne sürdükleri temel argümanlardan biri, Sözleşmenin kendi milli, dini ve ailevi değerlerine aykırı olduğu.** Bu “aileyi kurtarma görevi” yaygın olarak toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın hakları ve kürtaj karşıtı siyasi söylemleri, bu yönde kurumsal değişiklikleri, yasal düzenlemelerle çatışan fiili uygulamaları (örneğin Türkiye’de kürtaj hakkı) ve kadın ve LGBTİ’lerin kazanılmış hak ve özgürlüklerini güvence altına yasalarda köklü değişiklikler yapma girişimlerini içeriyor.
Bu dizinin ikinci kısmında, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının dünyadaki toplumsal cinsiyet karşıtı hareketle hizalanmasında önemli bir yeri olan Türkiye’de kadın ve LGBTİ haklarına karşı eril ittifaktan ve kadınların İstanbul Sözleşmesi’ndeki ısrarı ve fesih kararının geri alınması için verdiği mücadeleden söz edeceğiz.
- Örneğin Polonya’da iktidarda bulunan milliyetçi muhafazakarlar İstanbul Sözleşmesi’nin Katolik aile değerlerine aykırı olduğu ileri sürdü. Deutsche Welle (30 July 2020). Polonya’da İstanbul Sözleşmesi AYM’ye gidiyor. https://www.dw.com/tr/polonyada-istanbul- sözleşmesi-aymye-gidiyor/a-54386581. ↩︎
- Macaristan’da Başbakan Viktor Orban 2018’de üniversitelerdeki toplumsal cinsiyet çalışmaları bölümlerinin hükümet kararıyla kapatıldığını duyurdu. Bianet. Macaristan’da Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Yasaklandı. Accessed March 31, 2021. https://m.bianet.org/bianet/toplumsal-cinsiyet/201954-macaristan-da-toplumsal-cinsiyet-calismalari- yasaklandi. ↩︎
