Türkiye’deki LGBTİ+ların yaşam hakları ve özgürlükleri bakımından kötü haberlerle geçen bir Onur Ayı’nı daha geride bıraktık. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Dokümantasyon Merkezi’nin hazırladığı bilgi notu, Onur Ayı kapsamında 2-27 Haziran 2023 tarihleri arasında yapılmak istenen etkinlikler ve bu etkinliklerin katılımcılarına yönelik hak ihlallerini gözler önüne serdi. Onur Ayı’nın her gününde başka bir yasakla karşılaştık. İktidarın 2015’ten bu yana türlü bahaneler ileri sürerek yasakladığı onur yürüyüşlerine bir yenisi eklendi.

LGBTİ+’lara yönelik giderek artan bu baskı ve kinin tek bir adresi yok, hükümetten çoğunluğa, tepeden tabana birbirini besleyen ve dönüştüren bir döngünün ürünü. 28 Mayıs’ta %52,18 ile yeniden cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan, seçim sonrası halka hitap ettiği ilk konuşmasında, açık LGBTİ+ düşmanlığını dile getirerek, utanç verici bir şeymiş gibi, muhalefet partilerinin “LGBT’ci” olduğunu, kendi taraflarında ise “ailenin kutsal” olduğu vurgusunu yaptı. Seçim kampanyaları sırasında, AKP’den aday, eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, mitinglerinde, AKP seçimi kaybederse eşcinsel evliliklerin serbest olacağını bir “dehşet senaryosu” gibi anlattı. İktidarın körüklediği bu LGBTİ+ düşmanlığını, kültüre özgü dinamikleriyle beraber, küresel bir düşmanlığın parçası olarak görmek mümkün. Bu yazıda hem Türkiye’nin bu küresel LGBTİ+ karşıtlığının nasıl bir parçası olduğuna hem de LGBTİ+ topluluğunun direniş ve karşı koyma yöntemlerine bakacağız.

Türkiye’de LGBTİ+ Karşıtı Propaganda

Türkiye’de genellikle muhafazakâr ve İslamcı siyasi partilerle ilişkilendirilen LGBTİ+ karşıtı propagandanın yaygınlığı, toplumsal cinsiyet ve eşitlik karşıtı endişe verici bir dili körüklüyor. Sözde bu propaganda, toplumsal cinsiyet eşitliği ve haklarını teşvik eden Batı’ya (iktidar ağzıyla söyleyecek olursak, “dış güçlere”) karşı çıkma amacını taşıyor. Yerel ve küresel toplumsal cinsiyet karşıtı hareketi konuştuğumuz Mor Çizgi’nin 12. bölümünde, hükümetin LGBTİ+ karşıtı propagandası aracılığıyla küresel toplumsal cinsiyet karşıtı harekete nasıl uyumlandığını tartışmıştık. Ancak, Avrupa ve ABD’deki toplumsal cinsiyet karşıtı hareket destekçilerinin aileye yönelik tehditler olarak gördüğü eşcinsel evlilikler, eşcinsel ebeveynlik ve devlet okullarında cinsel eğitimin Türkiye’de yasal veya sosyal olarak bir karşılığının bulunmadığını vurgulamakta yarar var. Buna rağmen, 2015 yılından bu yana LGBTİ+ karşıtı katı propaganda, LGBTİ+ topluluğuna yönelik hoşgörüsüzlük ve düşmanlığın artmasına yol açarak ayrımcılık, taciz ve nefret suçlarında artışa neden oluyor.

Bu zararlı propaganda, ana akım medya kuruluşları, siyasi konuşmalar ve sosyal medya platformları da dahil olmak üzere çeşitli mecralar aracılığıyla yayılıyor.

Medya ve Sosyal Medya: Korku ve Basmakalıp Düşünceleri Beslemek

Türkiye’de LGBTİ+ karşıtı propagandanın öne çıkan örneklerinden biri, medyada LGBTİ+ sorunlarına ilişkin olumsuz haberlerin artması. LGBTİ+ bireyleri sapkın, ahlaksız ve Türkiye’nin kültür ve değerlerine yönelik bir tehdit olarak gösteren bu tür yayınlar, topluma yönelik korku ve nefreti körüklüyor ve olumsuz klişeleri sürdürüyor. Dahası, medya LGBTİ’+ları sıklıkla “ithal” ve geleneksel aile yapısına yönelik bir tehlike olarak göstererek kamuoyu desteğinin zarar görmesine yol açıyor. Bu düşmanca propagandanın bir sonucu olarak, LGBTİ+ bireyler hem polis hem de toplum tarafından artan taciz ve istismarla karşı karşıya kaldıklarını bildiriyorlar. LGBTİ+ toplumuna yönelik yaygın ayrımcılık istihdam, sağlık ve barınma gibi alanlarda kendini gösteriyor. Dünya çapında otoriter rejimlerin kendisine baş düşman bellediği LGBTİ+’ların maruz kaldığı ayrımcılık, yasaklar ve hak ihlallerini tartıştığımız Mor Çizgi’nin 9. bölüm konuğu, KaosGL yazarı ve LGBTİ+ aktivisti, avukat Yasemin Öz’ün vurguladığı üzere, LGBTİ+’lar asırlardır bu topraklarda varlık gösteriyor. Öte yandan, dünyada yükselen toplumsal cinsiyet karşıtı hareketin ana dinamiklerinden LGBTİ+ düşmanlığının iktidar tarafından temelsizce ithal edildiğinin söz konusu olduğunu söyleyebiliriz.

Ayrıca sosyal medya platformları da Türkiye’de LGBTİ+ karşıtı propagandanın yayıldığı yerler haline geldi. Birçok kullanıcı ayrımcı mesajlar yayarak olumsuz klişeleri sürdürüyor ve nefret suçlarını teşvik ediyor. Ne acı ki yetkililer LGBTİ+ topluluğunu hedef alan nefret söylemi ve siber tacizi etkin bir şekilde ele almakta gönülsüz davranıyor; bu yüzden de şiddet ve sindirme eylemlerini gerçekleştirmek kolaylaşıyor.

Siyasi Söylem ve Muhafazakâr Mobilizasyon

Siyasi söylem, LGBTİ+ topluluğunun insandışılaştırıldığı bir başka araç olarak hizmet ediyor. Birçok siyasetçi mitinglerde ve konuşmalarında eşcinsel ilişkileri pedofili, hayvanlarla cinsel ilişki ve hatta terörizmle bir tutuyor. Bu söylem LGBTİ+ topluluğuna yönelik nefret suçlarını ve ayrımcılığı meşrulaştırıyor.

Bu tür söylemlerin yakın zamandaki endişe verici bir örneği, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, seçimden sonra halka yaptığı ilk konuşmada LGBTİ+ bireylere düşmanlığını açıkça ifade etmekten geri durmamasıydı. Muhalefet partilerini utanç verici bir şeymiş gibi “LGBTİ destekçileri” olarak etiketledi. Seçim kampanyaları sırasında, AKP’den aday olan eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, mitinglerinde AKP’nin seçimleri kaybetmesi halinde eşcinsel evliliklerin yasallaşacağı uyarısında bulunmuş, bunu kitleler üzerinde korku uyandırmasını umduğu bir senaryo olarak kullanmıştı.

Tepeden inen bu nefret ve öfkenin tabandaki yansımaları da endişe verici. Eylül 2022’de “Büyük Aile Buluşması” adıyla, sözde “LGBT dayatmasına karşı” bir tepki olarak görülen bir yürüyüş düzenlenmesi bunun bariz bir örneği. Yürüyüşe katılanlar arasında çoğunlukla muhafazakârlar, dindarlar, hatta tarikat üyeleri bulunuyordu; attıkları sloganlar ve açtıkları pankartlar ise küresel toplumsal cinsiyet karşıtı hareketteki slogan ve pankartları yansıtıyordu.

Eylül 2022’de İstanbul Saraçhane’de sözde LGBT dayatmasına karşı “Büyük Aile Yürüyüşü” düzenlendi.

LGBTİ+ Karşıtı Propagandanın Somut ve Yıkıcı Sonuçları

LGBTİ+ karşıtı propagandanın başka somut neticeleri de oldu. Bu yıkıcı propagandanın belki de en önemli yansıması, LGBTİ+ bireylerin yaşamlarına doğrudan tehdit oluşturması. Bu tehlikenin yadsınamaz bir tezahürü, Türkiye’nin 2021 yılında bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile İstanbul Sözleşmesi’nden aniden çekilmesi oldu. Endişe verici bir şekilde, bu kararın arkasındaki gerekçe, Sözleşme’nin “toplumsal cinsiyet eşitliğini” teşvik ettiği ve sözde “eşcinselliğin normalleşmesine ve yaygınlaşmasına” katkıda bulunduğuydu.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın 21 Mart 2021 tarihinde yayımlanan açıklaması şöyle ifadeler içeriyordu: “İstanbul Sözleşmesi ile ilgili ciddi endişeleri olan tek ülke Türkiye değildir. Avrupa Birliği’nin 6 üyesi (Bulgaristan, Macaristan, Çekya, Letonya, Litvanya ve Slovakya) İstanbul Sözleşmesi’ni onaylamamıştır. Polonya da eşcinsel grupların toplumsal cinsiyet hakkındaki fikirlerini tüm topluma empoze etme girişimini gerekçe göstererek sözleşmeden çekilmek için adımlar atmıştır.” Avrupa’daki Sözleşme karşıtlığını da göz önünde bulundurduğumuzda, İstanbul Sözleşmesi’nin toplumsal cinsiyet karşıtı hareket altında toplanan hükümetler için bir tutkal görevi gördüğünü ve toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtlarını bir araya getirdiğini söylemek mümkün. 

Bunlara ek olarak, AKP iktidarı, 2015’ten bu yana, bu tür etkinliklerin kamu düzeni ve ahlakı için bir tehdit olduğunu ileri sürerek LGBTİ+ etkinliklerini yasaklamak için adımlar attı. Bu durum Türkiye’de LGBTİ+ toplumuna düşmanlığı daha da arttırıyor. İktidar, 2015 yılından bu yana, 2003’ten beri her sene düzenlenen Onur Yürüyüşü’nü ve Onur Ayı boyunca gerçekleştirilen diğer tüm etkinlikleri yasaklıyor. Bu yasaklar için gerekçe olarak güvenlik kaygıları ileri sürülse de hepsi LGBTİ+ topluluğunu bastırmaya yönelik daha büyük bir çabanın bir parçası. Örneğin, hükümet 2016 yılında “kamu güvenliği ve terörizm ihtimali” gerekçesiyle Ankara’daki bir LGBTİ+ film festivalini iptal etti. Aynı yıl polis İstanbul’da bir trans hakları etkinliğini bastı ve 15 kişiyi gözaltına aldı. 2017 yılında yetkililer “güvenlik endişelerini” gerekçe göstererek Ankara’da LGBTİ+’larla ilgili tüm etkinlikleri yasakladı.

Geçtiğimiz yıl Onur Ayı, 10 yasaklama, 582 tutuklama, sokaklarda polis müdahaleleri ve İslamcı grupların saldırıları gibi bir dizi olayla gölgelendi. Ne yazık ki bu yıl da adaletsizliklerden nasibini aldı. Örnek vermek gerekirse, 25 Haziran’da Şişli’de düzenlenen İstanbul Onur Yürüyüşü’ne katıldıktan sonra polis tarafından keyfi olarak gözaltına alınan beş kişi şimdi sınır dışı edilme tehdidiyle karşı karşıya. Merakla beklenen “Diren Ayol” adlı Onur Ayı filminin gösterimi, kamuoyunda infial yaratabileceği, ulusal vicdanı ve insani değerleri rencide edebileceği iddiasıyla yasaklandı.

“Diren Ayol” filminin gösterimine getirilen kısıtlamalar yalnızca bireylerin kendilerini ifade etme özgürlüğünü engellemekle kalmıyor, aynı zamanda LGBTİ+ filmlerinin sıklıkla verdiği güçlü direnç ve kabullenme mesajlarını da görmezden geliyor. Bu tür yasaklar daha hoşgörülü ve anlayışlı bir topluma doğru ilerlemeyi engelliyor.  Dahası, onur yürüyüşünün ardından yapılan keyfi gözaltılar sadece korku ve eşitsizliğin sürdürülmesine hizmet ediyor. Bu insanların potansiyel sınır dışı edilme tehlikesiyle karşı karşıya bırakılarak geçim kaynakları ve temel insan hakları ihlal ediliyor. Cinsel yönelimleri ya da cinsiyet kimlikleri ne olursa olsun herkesin yasalar önünde eşit korumayı hak ettiğini kabul etmek hayati önem taşıyor. Bununla birlikte, LGBTİ+’ların Şişli’deki 21. İstanbul Onur Yürüyüşü sırasında sergilediği birliktelik, engelleri yıkma ve hakları için mücadele etme kararlılıklarını gösteriyor. Bu direnç, toplumun geri kalanına, ilerlemenin birlik ve azimle sağlanabileceğini de kanıtlıyor.

Türkiye’deki LGBTİ+’ların Gerici Tepkiyle Mücadelesi

Şu ana kadar muhafazakâr toplumsal tutumlardan hükümet politikalarına ve artan ayrımcılığa kadar Türkiye’deki LGBTİ+’ların karşılaştığı önemli zorlukları ele aldık.  LGBTİ+’lar ise bu tepkilere direnmek ve karşı koymak için zaman içinde temel bazı stratejiler geliştirdiler ve etkili aktivizm taktikleri kullandılar. Bu stratejilerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz: 

1. Görünürlük ve Savunuculuğun Güçlendirilmesi: Türkiye’deki LGBTİ+ topluluğu yaygın klişelere ve önyargılara meydan okumak için güçlü bir araç olarak görünürlüğü korumanın öneminin farkında. Aktivistler ve örgütler, kamuya açık gösterilere, toplantılara ve Onur etkinliklerine aktif biçimde katılarak öncülük ediyorlar. Kimliklerini açıkça ifade ederek ve temel haklarını savunarak, toplumsal farkındalığı artırıyor, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konusunda anlamlı diyalogları teşvik ediyorlar. Türkiye’deki LGBTİ+ hakları savunucuları, klişeler ve ayrımcılıkla mücadele etmek için atölyeler, film festivalleri ve sanat sergileri de dahil olmak üzere çok çeşitli etkinlikler düzenliyorlar. Bu etkinlikler diyalog alanları açıyor ve LGBTİ+ haklarıyla ilgili temel konular hakkında farkındalık yaratıyor.

2. Topluluk Geliştirme ve Ağlar Kurma: Toplum içinde güvenli alanlar yaratmak, LGBTİ+ bireylere destek ve direnci artırmak için hayati önem taşıyor. LGBTİ+ örgütleri ve destek grupları, bir aidiyet duygusu sunarak, ayrımcılığa karşı birlik içinde duran bireylerden oluşan güçlü bir ağı teşvik ediyor. Bu ağlar, deneyimlerin paylaşıldığı, rehberlik eden ve değişim için kolektif olarak çalışılan platformlar olarak hizmet veriyor. Ayrıca bu kuruluşlar topluluk üyelerine danışmanlık, sağlık hizmetlerine erişim ve hukuki yardım gibi önemli destek hizmetleri de sağlıyor. Bu girişimler bireyleri güçlendirmeyi, direnişi sağlamlaştırmayı ve ayrımcılık ve şiddetle karşı karşıya kalan LGBTİ+ bireylerin özel ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlıyor.

3. İttifaklar Kurma: Türkiye’deki LGBTİ+ örgütleri işbirliğinin gücünün farkında ve diğer insan hakları grupları, feminist örgütler ve aktivistlerle aktif olarak ittifaklar kuruyor. Böylece daha geniş çaplı sosyal adalet davalarını savunuyor ve farklı mücadelelerin birbiriyle bağlantılı olduğunu vurguluyorlar. Kurulan ittifaklar sayesinde sesleri daha gür çıkıyor ve ayrımcılıkla mücadelede daha büyük bir etki yaratıyorlar.

4. İnternette Aktivizm: Kısıtlama ve yasakların hâkim olduğu bir ortamda çevrimiçi platformlar Türkiye’deki LGBTİ+ aktivizminde çok önemli bir rol oynuyor. Aktivistler hikâyelerini paylaşmak, kamuoyunu eğitmek ve destek görmek için sosyal medyayı, internetteki kampanyaları ve dijital platformları kullanıyorlar. Böylece daha geniş bir kitleye ulaşıyorlar, doğrudan iletişim kolaylaşıyor, farkındalığı etkili biçimde artırıyor ve davaları için destek buluyorlar.

5. Hukuki Mücadeleler ve Savunuculuk Girişimleri: LGBTİ+ topluluğu, önyargılı politika ve uygulamalara karşı çıkmak için yargının gücünden yararlanarak ayrımcılıkla yasal yollardan mücadele ediyor. Aktivistler, cinsel yönelimleri veya cinsiyet kimlikleri ne olursa olsun tüm vatandaşların haklarını koruyan kapsayıcı yasaların oluşturulması ve uygulanması için aktif olarak savunuculuk yapıyor. Ayrıca, yasal destek ağları, adaletsizliklerle karşı karşıya kalan bireylere yardım etmede önemli bir rol oynuyor ve toplumun eşitlik mücadelesini güçlendiriyor.

6. Uluslararası İşbirlikleri ve Dayanışma: Uluslararası kuruluşlarla işbirliği yapmak ve küresel destekten yararlanmak, Türkiye’deki LGBTİ+ topluluğunun dayanıklılık kazanmasında ve zorlukları daha geniş bir çerçevede ele almasında etkili oluyor. Aktivistler, diğer ötekileştirilmiş gruplarla dayanışma içinde olarak sadece deneyimlerini ve taktiklerini paylaşmakla kalmıyor, aynı zamanda Türkiye’deki LGBTİ+’ların devam eden mücadeleleri hakkında uluslararası farkındalığı da artırıyorlar. Ayrıca, insan hakları standartlarına uyması ve hesap verebilirliği artırması için hükümet üzerinde baskı oluşturmak amacıyla uluslararası platformları kullanıyorlar.

Tüm bu strateji ve taktikler, Türkiye’deki LGBTİ+’ların gerici tepkilere karşı koymasına, farkındalık yaratmasına ve yasal koruma ve sosyal değişim için çabalarken kabul görmeyi teşvik etmesine yardımcı oluyor. Sonuç olarak, Türkiye’deki LGBTİ+’ların görünürlüğünü güçlendirerek, topluluğu büyüterek, yasal mücadelelere aktif olarak katılarak ve uluslararası işbirliklerini geliştirerek direnç ve kararlılık gösteriyorlar. Topluluğun çabaları, zorluklar karşısında birlik ve diyaloğun önemi konusunda ciddi bir örnek teşkil ediyor ve toplumsal değişim için çabalayan diğer gruplara ilham veriyor.